Saturday, December 12, 2009

Fashion’n Makeup Freak!

Yok ben değilim kendisi… ama severim kozmetik ile ilgili şeyleri… sephoranın ürünlerini de pek beğenirim… bir şekilde atlaya zıplaya bu siteye geldim ve yarışmayı gördüm… katılayım dedim… yarışma kuralalrından birini de gerçekleştireyim…

http://fashionandmakeupfreak.blogspot.com/2009/12/yarsma-giveaway-ylbas-yaklasrken.html

PS: çok uzun zamandır yazmıyorum… 17sinden sonra inşallah…

Posted by Miko in 17:11:39 | Permalink | No Comments »

Sunday, July 19, 2009

Dövizli Askerlik!

21 gün için bile olsa kaderde asker yolu beklemek de varmış… 3 günü bile kalmış olsa zormuş, hoş değilmiş, pek özlenmiş ama biliyorum, geri dönecek olan dönünce diyeceğim odur ki hoş bir anım olmuş… Tabi bir de asker mektubum… :) Yani adet yerini bulmuş…
Posted by Miko in 23:32:42 | Permalink | No Comments »

Thursday, May 21, 2009

Angels & Demons

Evet… Evet… Doğru tahmin… Dan Brown amcanın en meşhur ikinci kitabının film uyarlaması vizyonda!!!


Aslında eğer ki şehir efsanesi değil ise ilk olarak bu kitabın yazıldığı ama “Da Vinci Şifresi”nin önce en çok satılanlar listesinde yükseldiği söylentileri var… Neyse… Bu gereksiz bilgiden sonra dönelim filmimize…

Bu sefer 9 arkadaş, zaten sunumlardan, sınavlardan, teslimlerden, işten, güçten, vs.den bunalmışken kendimizi eğlendirecek bir fırsat bulmuşuz; bir nefes alalım, rahatlayalım düşüncesiyle filmin gösterime girdiğinin 3. gününde kalktık gittik bu filme… Ben zaten kitaba hayran kalmış, Da Vinci Şifresi’den çok daha fazla beğenmiş, lakin genelde kitapların film uyarlamalarından hep şikâyetçi olan birisi olarak filmi biraz şüpheyle izlemeye başlasam da, ilk defa bir kitap uyarlaması sonrası -belki de hikâyenin zaten çok sürükleyici olmasından- pek memnun ayrıldım salondan… İlk kitapta da olduğu gibi mekanların seçimi o kadar etkileyici ki kendinizi kaptırmamanız filme mümkün değil… Zaten Dan Brown’un asıl mesleğinin mimarlık ya da görsel sanatlarla ilgili birşey olduğundan şüpheliyim… (Şehir efsanesi 2) Ha! birde karar verdim; Roma kesinlikle yukarıdan gezilmesi gereken bir şehir… Nasıl olacak diye sormayın… Orası sizin yaratcılığınıza kalmış ama güzelliği insanın göz seviyesinden yeterince farkına varılamıyor kesinlikle… Filmin belkide en güzel yanı bu detay…

Filmin yönetmeni birinci filmde de olduğu gibi Ron Howard… Ve yine birinci uyarlamada olduğu gibi Dr. Robert Langdon rolünde de pek sevdiğim ve karizmatik bulduğum Tom Hanks abi var…… İlk filimde dikkat çekici 2. ünlü olarak tüm hatunların favorisi sayılabilecek Jean Reno vardı… Bu sefer ise pek hoş bir başka abi var; Ewan McGregor Bunlar da filmden ek notlar olarak biline…

Filmin konusuna ise pek girmeyeceğim… Birçok yerde zaten eminim ki okumuşsunuzdur… Ya da zaten bir çoğunuz kitabı çoktan okumuştur bile… Yalnız tek bir ayrıntı var kafama takılan… Eğer yanlış hatırlamıyorsam, kitabın sonunda esas kızla esas oğlan arasında yani Robert Langdon ile Vittoria Vetra arasında bir aşk yaşanıyordu… İlk defa böyle bir filmde araya bir aşk sıkıştırmamışlar… Hem de  kitapta olmasına rağmen… Hoşuma gitti vallahi Amerikan sinemasının bu “yenilikçi” girişimi… :D Eh bir elektrik hissediliyor tabi aralarında ama o olur… O kadarına razıyız değil mi canım? :D

Çok uzatmadan… İzlenilesi bir film… Tavsiye olunur… İyi seyirler…

Posted by Miko in 14:04:53 | Permalink | No Comments »

Monday, April 27, 2009

Gentle Leader Çok Yaşa!!!

Yazılarıma çok ara verir oldum farkındayım ama yoğun bir okul döneminden geçiyorum. Mezun olma çabasındayım. En azından yapmaya çalıştığım masterların birinin bitmesi için çabalayıp duruyorum. Dualara açığım. :)

Bu arada da enerji depolamak için sürpriz bir Türkiye kaçamağı yaptım bir haftalığına. Hem canım ailemi gördüm, hem de koca kafalı, 4 ayaklı, biricik oğlum Kaşmirle bol bol zaman geçirip stres attım. Gitmeden de onlara çeşitli hediyeler almadan gitmedim her zamanki gibi tabi ki gurbetçiler gibi.

Gelelim Gentle Leader nedir sorusuna. Bu da bu sefer Kaşmir’in şansına düşen pay oldu hediye namına. O pek mutlu olamasa da ev dışında ben onunla birlikte en keyifli zamanlarımı bu şahane şey sayesinde geçirdim. Bu tasma özellikle sokakta gezerken çok çekiştiren köpekler için özel tasarlanmış bir tasma. Atlara vurulan gem vardır ya hani aynen onun gibi çalışıyor. Burundan geçiyor ve arkadan enseden bağlanıyor. Ha! Diyeceksiniz ki ağzını kapatıp vahşi göstermiyor mu bu tasma. Dışarıdan görenler için sanki ağzı bağlanmış gibi bir izlenim bıraksa da o kadar çok işe yarıyor ki varsın öyle anlaşılsın ben üşenmez bir bir anlatırım herkese bizim sıpanın aslında kuzu gibi olduğunu. :)

    

Anlayacağınız 40 kiloluk dev goldenim Kaşmir’in çekiştirmesi yüzünden ben sokakta peşinden sürüklenmekten, annem garibim sokakta düşmekten, babamı da omzunda aşırı zorlamadan oluşmuş ödemden umuyoruz ki bu sefer kurtulmuş olacak. Havalar da şerbet kıvamına gelmişken zibidimle uzun uzun yürüyüşler yapmaktan daha keyifli bir dinlenme düşünemiyorum. Hem belki veremediğim kilolarıma da faidesi dokunur bu Gentle Leader’ın. Ne dersiniz?

 Köpeğini gezdirirken işkence çeken tüm arkadaşlara kesinlikle tavsiye ediyorum. Emin olun canlarının acısından değil, sadece sosyete bebesi olup çok şımarık olduklarından dolayı bu tasmadan hoşlanmıyorlar. İçiniz rahat olsun.

Posted by Miko in 16:57:13 | Permalink | Comments (2)

Thursday, April 16, 2009

Hareket Vakti…

"sen yine olduğun gibi kal benim için sakın değişme  giderim bugün ha yarın hareket vakti gelince  sen yine olduğun gibi kal misafirim bu şehirde  bir el sallarsın yeter hareket vakti gelince"
Posted by Miko in 11:09:08 | Permalink | No Comments »

Thursday, March 12, 2009

FİLETTO Dİ MANZO E RUCOLA

Geçen hafta 3 kişi İtalyan restaurantı Vapiano’nun Den Haag şubesine gittik… Türkiye’de de açılmış olan bu dünya çapındaki bu restaurant zincirinin ilginç bir servis tarzları var… Tam “Ortaya bi Karışık!”…  Fast foodumsu ama şık bir tarzı olan bir yer… Trendi mobilyaları olan, loş ışıklar ve etrafta mumlar olan, bir fast food restaurantına göre çok daha şık ve pahalı gözüken bir yer… Ama neredeyse hamburgercide verdiğimiz fiyata çıktık… Makul yani… Gerçi Türkiye fiyatlarına bakınca şok olduğumu itiraf etmeliyim….  Buradaki fiyatını Türk parasına çevirince bile en az 5 YTL daha pahalıya geliyor… 

    

Neyse mekanı anlatmaya geri döner isek; girişte cici hostes hatunlar (dikkat çekerim garson değiller) manyetik bir kart tutuşturuyorlar elinize ve yemek tercihinize göre gidip sıraya giriyorsunuz… Pizza, Makarna (yani pasta), Salata ya da Tatlı… Hepsi için 8-10 tane sabit seçenekleri var… Sanki bir hamburgercide seçim yapar gibisiniz anlayacağınız… Aşçı orda gözünüz önünde yemeğinizi hazırlıyor, içeceğinizi veriyor ve aldıklarınızı manyetik karta yüklüyor… Size de yemeğinizi alıp kendinize bir yer seçmek kalıyor… Biz başlıkta ismi olan yemeği seçtik… Pek de beğendik… Lakin ben yaramaz bir kız çocuğu olarak uslu durmadım ve aynı makarnayı birazcık değişikliklerle hatırladığım kadarıyla yaptım… Vallahi hiç fena olmadı… Yani özellikle Türkiye’dekiler o parayı vereceklerine kendileri evlerinde mis gibi bu yemeği yapabilirler… :)  

Gelelim tarife… Ben iki kişilik yaptım yemeği siz de ona göre ölçüleri arttırabilirsiniz…

- 100-150 gr kadar biftek
- 2-3 diş sarımsak
- 1 küçük soğan
- 2-3 tane havuç
- 1 çorba kaşığı balsamik sirke ( normal sirke de olur, ya da yarım bardak kadar şarap da güzel olur, ya da hiç olmazsa da olur… :) )
- az biraz dolmalık fıstık
- 1 küçük kutu konserve mantar ( taze mantar da olur tabi ki… Ben kolay oluyor diye konserve kullandım…)
- tuz, karabiber (karabiberi eğer değirmeniniz varsa taze olarak koyarsanız çok yakışıyor…)
- 2-3 çorba kaşığı zeytin yağı
- ve son olarak Roka istediğiniz kadar

makarna olarak ben yeni favorim kepekli makarnayı kullandım… Ama dilediğiniz tarz makarna olur… Spagetti ile şık da gözüküyor tavsiye ederim…

Yapılışı ise hiç zor değil; önce zeytinyağını tavada ısıtıp etleri önce harlı ateşte sonra üzeri kapalı olarak suyunu bırakıp çekene kadar pişirdim… Neredeyse yağın tümü tavada kaldı… İçinden sadece etleri ayrı bir tabağa aldım… Etleri pişirdiğim kabın içine iri iri doğranmış sarımsak, soğan ve dolmalık fıstıkları alıp güzelce kavurdum…(eğer mantarlarınız çiğ ise şimdi ilk olarak onları atıp pişmelerini beklemek lazım ben havuç sonrası kattım yoksa mantarları pişmiş oldukları için…) Ardından havuçları da atıp pişirdim… Balsamik sirkeyi koydum ve kokusunun iyice uçmasını bekledikten sonra içine mantarları ve pişirdiğim etleri koydum… Tuz karabiberi de ekleyip bir kaç dakika hepsini birlikte kısık ateşte pişirdim… Bu arada makarnayı haşlayıp sadece süzdüm ve direk tabaklara aldım… Sosun içine altı kapalıyken rokaları katıp birbirine karıştırdıktan sonra makarnanın üzerine paylaştırdım ve kaşar peyniriyle süsledim… İşte bu kadar…  Ne kadar sürede hepsi pişti derseniz anlatımı kadar sürmedi vallahi… Yarım saat içinde etlerin pişmesi dahil yemek hazırdı… :)

Afiyet olsun…

Posted by Miko in 18:31:19 | Permalink | No Comments »

Sunday, February 15, 2009

Sevgililer Günü Kurabiyesi!

Sevgililer günü öncesi bir yazı yazmış olsam da konsepte uygun bir tarif de vermeden olmaz diye düşündüm… Sevgililer günü için özel hazırladığım kurabiler burada; buyurun efendim!

Tarifi ben de başka bir sitede görüp yaptım… Ayrıca orijinalinin yarısı ölçülerini veriyorum çünkü bir orduya yetecek kadar çok kurabiye çıkıyor… Aşağıdaki ölçüler kesinlikle yeterli olur…

Malzemeler :

- 1 yumurta

- 1 çay bardağı toz şeker

- 1/2 çay bardağı yoğurt

- 1/2 çay bardağı sıvıyağ    (ben ayçiçek yağı tercih ettim… zeytinyağı ağır geliyor bana…)

- 1/2 paket (125 gr) margarin    (oda sıcaklığında yumuşayana kadar bekletilmiş…)

- 1 paket kabartma tozu    (baking powder diye satılıyo7 yurtdışındaki arkadaşlarım…)

- 1 paket şekerli vanilin     (bildiğimiz vanilya)

- aldığı kadar un    (bu konu sakat bir konu farkındayım… Nedir bu aldığı kadar? Şöyle söyleyim; azar azar yaklaşık bir bardak bir bardak olarak unu ekleyerek yoğurduğumuzda, hamurun elinize yapışmamaya başladığı andır aslında bu ölçü… Yumuşak ama derli toplu olduğu andır… Bu kadar basit…:) )

Yapılışı ise çok kolay! tüm malzemeyi iyice yoğurun… İster ceviz büyüklüğünde top top yapıp üzerine şeker serperek, ister merdaneyle yarım cm kalınlığında açıp keserek, ister minik toplar yaparak çiçek gibi onları dizerek, nasıl isterseniz öyle şekil verip 200 derece fırında üstü pembeleşene kadar pişirin… 10 dakika yetiyor benim fırınımda bir süre vermek gerekirse… Hamur yağlı olduğu için tepsiye yapışmıyor ama ben yağlı fırın kağıdı kullanıyorum ki tepsiyi temizlemek kolay olsun… Pek tembelim pek!

Son olarak da üstünü tüplerde satılan şekerden yapılmış pasta-kurabiye süsleriyle süsledim… Çok cici olmuşlar değil mi? :)

Deneyeceklere şimdiden afiyetler olsun!

Posted by Miko in 18:31:01 | Permalink | No Comments »

Wednesday, February 11, 2009

Canım “Romantik” Babam Benim!

Sevgililer günü bu kadar yaklaşmışken sevgililer günüyle ilgili bir yazı yazmadan duramadım… Eski günlerden bir hikâyeyle karşınızdayım… Size ne kadar romantik bir babam olduğunu anlatacağım bu sefer…

Babam gerçekten pek şeker ve sevgili dolu bir kocadır anneme… Arada huysuzlansa da biz biliriz ki annemi de beni de çok sever babam… İnce de bir adamdır… Annemin hiç bir doğum gününü ya da sevgililer gününü atlamaz… İkisi de evlenme yıldönümlerini hatta ve hatta tanışma yıldönümlerini bile hatırlarlar… Kutlama dediğim şey öle çok büyük gösterişli şeyler olmak zorunda değildir onlar için… Hatırladığını göstermek ve sevdiğini bir kere daha söylemek için ufak bir bahanedir 30 senedir evli olmalarına rağmen… Hepsi bu… Ah şimdi hakkını da yemeyim adamcağızın… Anneme çok güzel ve değerli hediyelerde alır benim babam… Ama amaç asla bu değildir… Gerekli değildir en azından… Annem de beklemez zaten…

Yine böle bir sevgililer gününde annemle birlikte eve döndük… Biliyoruz ki (ya da bekliyoruz ki) babam anneme kesin bir sürpriz hazırladı… Bense evin küçük kızı olarak genelde bu olaya pek dahil olmam… Neyse, İçeri girdik ki bu sefer iki vazo duruyor antredeki sehpanın üstünde babamsa evde yok… 2 demet karanfil var vazolarda biri pembe biri kırmızı… Üstüne de kartlar iliştirilmiş… Birinde “Seni seviyorum!” yazıyor… Diğerinde de “Seni de seviyorum!”. :)

Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam… Canım babam beni de unutmamıştı o sevgililer gününde… Beni de ne kadar sevdiğini göstermişti…

Diyeceksiniz ki neden anlattın bu özel anıyı bu herkese açık sayfalarda; Sevgililer günü ne kadar “sevgili”ler için gibi gözükse de sevdiğiniz herkesi hatırlamak için güzel bir gündür… Sevdiklerinize sevdiğinizi söylemenin güzel bir bahanesi olabilir. Arkadaşınız, anneniz, babanız, dostlarınız, çocuklarınız… sevdikleri olan herkesin günüdür sevgililer günü… Eminim ki karşınızdaki insanlar çok mutlu olacaklardır… Kutlayın… Sevdiklerinizi unutmayın…

Seni seviyorum!
Annecim seni de seviyorum!
Babacım seni de seviyorum!
Kaşmirim seni de çok seviyorum!
Canım arkadaşlarım, dostlarım hepinizi çok seviyorum…
Hepinize mutlu, sevgi dolu sevgililer günü….

Son olarak babamın anneme aldığı erken “Sevgililer Günü” hediyesinin resmini koyayım… Pembe bir orkide… :) Canım romantik babam benim!!!

Posted by Miko in 19:34:34 | Permalink | No Comments »

Google’da taratma!

Oleyyyyy!!!

Google’da “ortaya bi karışık” yazınca 6. sırada çat diye beliriveriyor blog’um. Mutluyum, huzurluyum, gururluyum… İnşallah 1. sıra günlerini de görmek nasip olur bu huysuz hatuna da biraz daha uysal olur… :)
Neyse ki iyi kalpli ama huysuz bir hatunum da çekiliyorum… :P

Kendime not: Bu saylarala daha çok ilgilenile…

Posted by Miko in 12:39:39 | Permalink | Comments (2)

Saturday, January 31, 2009

The Curious Case of Benjamin Button…

Geçen Perşembe bir grup organizasyonu yaparak hem arkadaşlarımla güzel bir akşam geçirdim hem de pek ilginç ve Hollanda’da gösterime girdiği ilk gün pek şahane bir filmi izleme şansı buldum… Tam 11 kişi kalktık gittik bu filme… Önce, filmin ara vs. filan derken 3 saati bulacağını öğrenince “bu film bitmez!” desek de zamanın nasıl geçtiğini anlamadan filmi keyifle izledik hepimiz… Hepimizde tam not verdik çıkışta yaptığımız konuşmalardan çıkardığım kadarıyla…

Zaten filmin perde arkasını oluşturan kadrosu da bir harika  … Fight Club ve Seven filmlerinin de yönetmeni olan David Fincher amcanın yönettiği Benjamin Button kesinlikle iddialı bir yapım… 13 oscar adayı olmuş durumda… Senaryosu, yine hepimizin bildiği Forrest Gump’ın yazarı Eric Roth tarafından yazılmış… Zaten filmi izlerken de aynı havayı seziyorsunuz… Filmdeki bilgisayar efektleri de bir o kadar başarılı… Oyuncular içinse bir şey sölememize gerek yok… Allahın özene bezene yarattığı Brad Pitt abi ile (Allah Angelina ablaya bağışlasın! :P ) beklediğimden çok daha güzel bir abla olan Cate Blanchett oynuyor.

Yine uzatmadan lafı toparlamak gerekirse; gidilip de görülmesi gereken bir film The Crious Case Benjamin Button… İzlenile!


http://www.benjaminbutton.com/

Posted by Miko in 18:19:53 | Permalink | Comments (1) »